Kalbi, aklı ve dili arasında
yazdıklarında yaşar insan… Hayatına tüm çizdiği yollar ayrıma varmadan, zaman
denen gardiyanın avuçlarında tuttuğu kum tanelerine eştir. Mistiktir tadı biraz
sevdanın, adı olmasa da tadı vardır… Kimi zaman bir çiçek rengine, bir kuşun
kanadına, bir deniz damlası ya da gökyüzünün ışıltısına bulaşıcıdır. İlacı yine
insanın kendini olduğu gibi kabullenmesi, özünde araması kaybettiklerini ve
korkularının üstesinden gelmesidir.
Uzakta arar insanoğlu hep ufka
bakar, hâlbuki mutluluk bugün de var, ne biriktiyse anlarda güzellikten yana
hatıralarda onunla dolar kumbaralar… Veryansın, şikâyet etmemek lazım
anlayabilmek, anlatabilmek ve değer vermek ama çokça sevmek… Bir şiirdir
yaşamak, mısralarını beğenmeyip yenilemeye kalktıkça yeni baştan başladığımız
ama yaşattıklarına da asla doymadığımız…
Antik acılarına dokunur insan
yüreği, köklerinden gelen, her bir hücresinde çoğalan hatıralarını özler. Ruhu
uçsuz bucaksız bozkırlarda koştururken atlarını, gördüğü her manzaraya yeniden
aşina olmak ister. Köklerini özler, tek derdinin doğa ile mücadele olmasını
ister. Materyal sonradan dâhil olmuştur bu yolculuğa o yüzden insan zaman
kaybını öğrenmiştir, macera aramıştır kolaylaşan hayatında sorun yaratmaya.
Bunun farkında olan insanlar daha minimalist bir yaşamı seçerek, kendi özünde
mutlu ve barışık yaşamış, diğerleri ise daha gösteriş içinde materyalist bir
yaşam tarzını tercih ederek ruhunu kasırgaların merkezine atmıştır. Savrulur
durmadan aynı yörüngede, hızla döner durur ve bunun içine dâhil eder tüm
sevdiklerini. Hâlbuki aslolan kendi benliğini ve özünü aramak, antik
yalnızlığının, kendi duvarlarının gölgesinde yaşadığının farkına varmaktır.
Kimsenin deneyimlerini hafife
almayın, herkes yaşadığınca, yaş aldığınca bilir bir parça yaşamayı… Tecrübe
başkalarının deneyimiyle katlanır. Eksiktir her şeye rağmen yaşamak, çok fazla
dolu dolu yaşansa bir haktan çalınmış, az tecrübe edilse kendinden geri
kalmıştır insan… En iyisi kararında olandır, kararlı ve tam ayarında yaşamak,
yaş almış olmak...
Aklı erdiğince, dili döndüğünce,
kalbi elverdiğince taşır insan sorumlulukları, başka insanları, tavrı, duruşu,
tarzı… Yaşamak sadece işe yaramak ta değildir bazen, birinin eksiği diğerinin
fazlası, birinin rahatlığı diğerinin kaygısıdır. İş yapmış olabilmek için
sürekli devinmek, hareket etmekte gerekli değildir. Böyle de dengi dengine
sürer gider bu hikâye… Başta anlaşılmaz ama insan başkasında gördüğünü kendi
yaptıklarından, yaşadıklarından tanır bu yönüyle insan insana biraz da aynadır.
Kimine göre
gelip geçici, kimine göre biraz seçici yaşamak… Bireylerin farklı bakış
açılarına saygı duymak, küçük hatalarını hoş görmek, büyük hatalarda ise araya
mesafe koyup uzaklaşmak yaşama hevesinin kırılmaması açısından değerli.